Bir kadın gibi zarif; SOFYA

Yaşadığım şehir de dahil her şehir birer kadındır benim için. Bir şehre ilk defa gittiğimde sanki zarif bir kadınla tanışacakmış hissine kapılırım hep. Ve ben her zaman o şehri kırmamaya, incitmeyeye özen gösteririm. Her ne kadar bu nazik ‘kadın’lar özellikle ülkemizde zevksiz erkekler tarafından yönetiliyor olsa da yine de kendi öz benliklerinden taviz vermiyorlar. Unutulmasın ki çirkin şehir yoktur, az hizmet vardır!

Adını bir kadın isminden almasından olsa gerek Bulgaristan’ın başkenti Sofya’ya her gidişimde sanki sevgilimle buluşacakmışım gibi hissederim. Bu his, Sofya’yı son ziyaret edişimde de kendini hissettirdi. Hem de fazlasıyla. Üstelik bu seferimi farklı kılan konu, Sofya’ya trenle gelişim ve yine Sofya’dan trenle ayrılışım oldu. Bu ayrılış bana; seneler önce askeri ateşe iken Sofya’ya ve Sofya’daki büyük aşkı Dimitrina’ya Sofya’daki tren istasyonundan veda eden Mustafa Kemal’i hatırlattı. Hal böyle olunca duygu yoğunluğum da üst seviyelere çıktı. Hatta öylesine yükseldi ki, trene atlarken tarifi zor duygular sarmalında şöyle bir istasyona dönüp baktığımda birkaç damla yaş, gözümden düştü düşecek kıvama erişti.

Sofya şehrinin sembolü, Sofia heykeli

* İstanbul Halkalı’dan her akşam 22.00’de hareket eden ve herhangi bir aksilik olmadığı takdirde sabah 08.43’te Sofya’ya varan tren seferine ilişkin bilgilere ve yolculuğuma dair izlenimlerime linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Sofya’ya Gece Treni

Şimdi sizi, 12 saatlik Sofya turuna davet ediyorum. Hem de yürüyerek…

Bahadır hocamın objektifinden

Bulgaristan’ın derin ve köklü bir tarihe sahip başkenti Sofya’ya İstanbul’dan uçakla 1,5 saatte, otobüsle 8 saatte ve özel aracınızla 5 – 6 saatte ulaşabilirsiniz ancak ben, bana göre dünyanın en güzel ulaşım aracı olan trenle yaklaşık 10 saatlik bir yolculuk sonrası adımımı attım güzeller güzeli Sofya’ya…

Sofya, 1,3 milyonluk nüfusuyla Bulgaristan’ın en kalabalık şehri olsa da Sofya şehrini 12 saatte keşfedebilir, birçok tarihi mekanını ziyaret edebilir, sokaklarında dolaşabilir, karnınızı güzelce doyurabilir ve hatta alışveriş bile yapabilirsiniz. Dolayısıyla tren seyahati size tüm bu olanakları sunuyor çünkü sabah 09.00’da Sofya Tren Garı’nda olduğunuzu varsayarsak aynı günün akşamı 21.00’de hareket eden İstanbul trenine binip -tren dışında hiçbir konaklama yapmadan- İstanbul’a ulaşabilirsiniz. Sofya treninin sabah saat 07.00’de İstanbul’a vardığını da hatırlatalım.

Vitosha Dağı’nın eteklerine kurulu olan ve dört bir yanı dağlarla çevrili, içinden küçük nehirlerin geçtiği bir vadi üzerine konuşlanan Sofya, tertemiz havasının yanı sıra geniş ve pırıl pırıl caddeleri, korunaklı tarihi yapısı ve hayranlık uyandırıcı mimarisiyle gerçek bir Avrupalı görüntüsü sergiliyor.

500 yıla yakın Osmanlı himayesinde bulunması nedeniyle sık sık Osmanlı izlerine rastlayabileceğiniz, bir soydaşla selamlaşabileceğiniz ve Avrupa’nın birçok bölgesinden gelen turistlerle karşılaşabileceğiniz kozmopolit bir yapıya da sahip olan Sofya, geniş ve gösterişli caddeleriyle hayranlık uyandırıcı bir güzelliğe sahip.

Sofya’da gün içinde yapılacak o kadar şey var ki… Osmanlı ve Bizans kalıntılarının yanı sıra Roma ve Trak geçmişine uzanabilir, eğer hava güzel ise göl kıyılarına ya da Vitosha Dağı’nın eteklerine çıkabilirsiniz.

Arkada görünen bina Atatürk’ün Sofya’da kaldığı otel. Otel bugün hala işletilir vaziyette.

Bulgaristan’ın tüm şehirlerinde olduğu gibi tıpkı Sofya da geniş parklarla dolu bir şehir. Bulgaristan’ın en büyük ve en kalabalık şehri olsa da trafikten, kaostan ve keşmekeşlikten o kadar uzak ki… Şehrin hemen her noktasında bir katedral ya da kiliseye rastlayabileceğiniz gibi Osmanlı’nın de etkisiyle çok sayıda Türk hamamıyla karşılaşabilirsiniz.

Çok sayıda müze ve sanat galerilerine de ev sahipliği yapan Sofya’da öncelikli görülmesi gereken müzelerin başında Ulusal Tarih Müzesi ile Yeryüzü ve İnsan Müzesi geliyor. Ayrıca Ulusal Tabiat Bilimleri Müzesi, Arkeoloji Müzesi ve Etnografya Müzesi de ziyaret edilmesi gereken müzeler arasında.

BÜYÜR AMA ASLA YAŞLANMAZ!

300 yıl Bizans, 500 yıl da Osmanlı hakimiyetinde kalan ve yıllar yılı Asya ile Avrupa kıtaları arasında bir köprü görevi üstlenen Sofya aynı zamanda çok kültürlülüğün yaşandığı bir kent. Avrupa’nın en eski başkentlerinden biri olan Sofya’nın kentle uyumlu çok da güzel bir sloganı var: Büyür ama asla yaşlanmaz!

Şimdi size her biri yürüme mesafesinde bulunan Sofya’nın önemli eserlerine doğru yolculuğa çıkarıyorum.

SADECE İBADETHANE DEĞİL AYNI ZAMANDA BİR BAĞIMSIZLIK ANITI: ALEXANDER NEVSKY

Sofya’da görmeniz gereken mimari eserlerin başında Alexander Nevsky Katedrali geliyor. Bulgaristan’ın Osmanlı’dan bağımsızlığını ilan ettiği Osmanlı – Rus Savaşı’nda ölen 200 bin Slav kökenli askerin anısına inşa edilen katedral, Neo-Bizans mimarisinin en seçkin örneklerinden. Altın kaplamalı bir kubbesi bulunan ve oldukça göz kamaştırıcı bir mimariye sahip katedrale ücretsiz girebilirsiniz ancak içeride fotoğraf veya görüntü kaydı alınmasına izin verilmiyor. Dünyanın en büyük Ortodoks katedrallerinden biri olarak gösterilen Alexander Nevsky Katedrali’nin adını, 13’üncü yüzyılda yaşamış Rus bir prensten aldığını da hatırlatalım.

KOMÜNİZM SONRASI DETAYLI BİR RESTORASYONDAN GEÇEN BANYA BAŞI CAMİ

Sofya’daki en önemli Osmanlı eserlerinden biri olan Banya Başı Cami, kent merkezinin önemli bir noktasında bulunuyor. 1576 yılında Mimar Sinan tarafından inşa edildiği söylenen cami, Sofya’da ibadete açık tutulan tek Müslüman ibadethanesi konumunda ve aynı anda 700 kişinin ibadet edebileceği büyüklükte. Oldukça güzel ve mütevazi bir görünüme sahip caminin komünizm dönemi sonrası aslına uygun olarak restore edildiğini de hatırlatalım.

TARİH VE MODERNİZMİN KENT YAŞAMINA KAZANDIRILMASINA GÜZEL BİR ÖRNEK: CENTRAL HALL

Cami ziyarete açık ve ücretsiz bir şekilde ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca caminin hemen karşısında yer alan ve hem karnınızı doyurabileceğiniz hem de alışveriş yapabileceğiniz Central Hall bulunuyor. Tarihi bir eserin modernize edilerek kent yaşamına kazandırılmasına güzel bir örnek olabilecek Central Hall’e en azından yarım saatinizi ayırmanızı tavsiye ederim.

OSMANLI CAMİSİ İKEN ŞİMDİ MÜZE OLARAK HİZMET VERİYOR: SOFYA ARKEOLOJİ MÜZESİ

Sofya’daki Osmanlı eserlerinden biri olan ve günümüzde Sofya Arkeoloji Müzesi olarak kullanılan tarihi bina hemen Cumhurbaşkanlığı binasının karşısında bulunuyor.

Trak ve Roma dönemine ait eserlerin sergilendiği müze Sofya’nın derin ve köklü tarihine ışık tutarken müzenin Güney Avrupa’daki en büyük arkeolojik araştırma birimlerinden birine de sahip imiş. Girişin 10 Leva olduğu müze yaklaşık 1 saatinizi alacaktır.

CUMHURBAŞKANLIĞI BİNASI ÖNÜNDE NÖBET TUTAN İKİ ASKER

Müzenin hemen karşısında bulunan Cumhurbaşkanlığı binasının önünde ise yalnızca iki asker bulunuyor.  Bulgar ulusal kıyafetleri ile nöbet tutan askerler tüm bu tür yerlerde olduğu gibi asla konuşmuyor ve nöbet süresince hareket etmiyor. Ancak öğrendiğim bir bilgiye göre çok rahatsız edildikleri takdirde ellerindeki bastonu yere sert bir şekilde vuruyorlarmış. Neyse ki biz kendilerini kızdırmadan bir kare fotoğraf çekilebildik.

ESKİ TÜRK HAMAMLARI ŞİMDİ SOFYA TARİH MÜZESİ

Banya Başı Cami’nin hemen arkasında bulunan ve genişçe bir parkı geçtikten sonra güzel mimarisiyle sizi karşılayan Sofya Tarih Müzesi, eskiden Türk hamamı imiş. İki katlı olan ve Sofya tarihi hakkında doyurucu bilgilere sahip olan müzede ayrıca sergi salonlar da bulunuyor. İngilizce sunumun da yapıldığı müzeye giriş 10 Leva.

SARAY CAMİ’NİN YERİNE İNŞA EDİLEN RUS KİLİSESİ

Altın kaplı kubbeleri ve mimarisiyle Sofya’nın en zarif kilisesi olarak tanımlanan Rus Kilisesi (The Church of St Nicholas the Miracle-Maker), Bulgaristan’ın özgürleştirilmesi için yapılan savaş sırasında Rus birlikleri tarafından 1882 yılında yıkılan Saray Camii’nin yerine 1914 yılında inşa edilmiş.

Yeşil ve beyaz renklerin hâkim olduğu dış cephesinin güzelliğine rağmen kilisenin en çok ilgi çeken kısımlarını içerisindeki freskler ve ana girişin solunda yer alan mezar bölümü oluşturuyor. (gezipgordum.com)

SOFYA’NIN EN ESKİ YAPISI: AZİZ GEORGE ROTUNDA KİLİSESİ

Dördüncü yüzyılda Roma şehri Serdica’nın kalıntıları üzerine inşa edildiği düşünülen ve UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bu dikkat çekici yapı, Sofya’nın en eski yapılarından biri olarak dikkat çekiyor. Osmanlı döneminde camiye dönüştürülen Aziz George Rotunda’nın bahçesinde arkeolojik kalıntılarını görebilirsiniz.

BODEGA TAPAS BARI’NDA MUTLU SAATLER

Sofya gastronomik anlamda da birçok seçeneğin bulunduğu bir şehir. Tıpkı her başkent gibi… Günübirlik tasarladığım seyahatim süresince çok fazla yemek noktalarına dalamadım ama Banya Başı Cami ilerisindeki alışveriş merkezinde bir Yahudi restoranına girip Yahudilerle özdeşleşen humustan tadıp yoluma devam ettim.

Sonrasında ise adım adım Sofya sokaklarını arşınlamaya devam. Barcelona seyahatimin unutulmazları arasında olan Tapas Barı ile Sofya’da da karşılaşınca tereddütsüz içeri daldım ve İspanyol mezeleri anlamına gelen tapaslardan olabildiğince yedim.

Bodega Tapas Barı’nda midenize güzel bir şölen verebilirsiniz.

F2F isimli bir şarabı da bu mekanda keşfetmiş oldum. Bulgaristan, özellikle kırmızı şarap konusunda Avrupa’nın iddialı ülkelerinden biri. Ve burada tadımlama fırsatı bulduğum F2F yani Face to Face isimli şarap benden tam puan aldı.

“İTALYA’DAN SONRA EN İYİ PİZZALAR BULGARİSTAN’DA” İDDİAM TEYİT EDİLDİ

Ayrıca Bulgaristan’da hemen her köşe başında özellikle de Vitosha Caddesi üzerinde atıştırmalık yiyebileceğiniz küçük dükkanlar var. Bu dükkanlarda her türlü hamur işinin yanı sıra et ürünleri de bulabilirsiniz. Ve pizza… Bulgaristan’da en sevdiğim lezzetlerden biri de tartışmasız pizza.

Evet kulağa biraz acayip gelebilir ama ben hep iddia ederdim ki İtalya’dan sonra en lezzetli pizzalar Bulgaristan’da yapılır diye.

Ve bu iddiam Sofya seyahatimde tasdiklenmiş oldu çünkü Sofya’daki 6 Türkçe rehberinden biri olan ve Bulgaristan Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan Sevda Dükkancı’dan öğrendiğime göre son 10 yılda Bulgaristan İtalya’ya yoğun bir göç vermiş. Bulgaristan’daki ekonomik durumlar nedeniyle başta Almanya ve İtalya’ya olmak üzere Avrupa’nın çeşitli ülkelerine çalışmak için giden Bulgarlar, döndüklerinde o ülkede öğrendikleri işi devam ettiriyorlarmış. İtalya’dan dönen Bulgarlar da bazı püf noktalarını öğrendiklerini İtalyan pizzasını ülkelerinde yapmaya başlamış. Kültürlerarası alışveriş ne güzel şey değil mi… İşte bu yüzden olabildiğince gezmeye, yeni kültürler öğrenmeye, yeni lezzetler deneyimlemeye devam insanoğlu.

ANTİKA PAZARI’NI GÖRMEDEN SOFYA’DAN AYRILMAYIN

Ayrıca Aleksandar Nevski Katedrali meydanında, Meçhul Asker Anıtı’nın hemen bir de Antika Pazarı yer alıyor. Açık havada her gün kurulan pazarda; eski para, madalya, saat, kadeh, müzik aletleri ve daha birçok eşya bulmak mümkün.

Değeri ve orijinalliği şüpheli eşyaların yanı sıra gerçek antikalar ve çeşitli tarihi dönemleri simgeleyen eşyalar arasında Nazi döneminden kalan gamalı haçlı kadeh, madalya, dürbün, kask, kılıç ve silahların yanında Bulgaristan’da bu dönemi izleyen totaliter rejim sembollerini de görmek mümkün.

Eski Sovyetler Birliği veya eski Bulgar ordusu askerlerinin giydiği şapkalar, kullandığı kılıçlar veya kahramanlık ödül olarak o dönemde verilen madalya ve kol saatlerini de pazarda satışa sunuluyor.

MEÇHUL ASKER ANITI’NDAKİ ATEŞ 1981’DEN BU YANA HİÇ SÖNMEDEN YANIYOR

Alexander Nevski Katedrali’nden sola doğru dönüldüğünde karşınıza sürekli yanan bir ateş çıakrsa şaşırmayın. Pazarın hemen karşı kısmında bulunan bu nokta Meçhul Asker Anıtı olarak biliniyor. Türk – Rus Savaşı’nda Ruslarla birlikte savaşan Bulgar askerlerinin anısına yapılan anıt, açıldığı ilk gün olan 22 Eylül 1981’den bu yana hiç sönmeden yanmakta.

Sofya seyahatim sırasında özel bir izin sayesinde Sofya Büyükelçimiz Hasan Ulusoy ile de görüşme imkanım oldu. Kendisi ile sohbet halindeyken Mustafa Kemal’den söz açıldı ve Büyükelçi Ulusoy, Atatürk’ün 1913-14 yıllarında Sofya’da askeri ataşelik görevinde bulunduğunu belirtiyor ve makam odasının da girişinde bulunan Yeniçeri kıyafetli fotoğrafın öyküsünü anlatıyor.

Biz iyisi mi hikayenin geri kalan kısmını, 1947 yılında Vakit Gazetesi’ne yazan İsmail Hakkı Kavalalı’dan dinleyelim.

“Harp Okulu’ndan sonra onu Sofya’da yarbay rütbesi ile ataşemiliter olarak gördüm. Ben o zamanlar Bulgar Sorbanyası’nda (Meclisinde) milletvekili idim. Dört arkadaşımla Bulgaristan’daki Türkleri temsil ediyorduk. Kendisiyle hemen her zaman konuşur dertleşirdik. Bir gün yine Mustafa Kemal’le birlikteydik. Bulgarların düzenlendiği bir kostümlü balo’ya yabancı devlet temsilcilerini de milli giysiyle davet eder bir mektup geldi. Hiç unutmam, birden bire gözleri parladı, bana döndü ve “İsmail sen Bulgar treninde parasız gezebiliyorsun. İstanbul’a git. Bana bir yeniçeri ağası kostümü getir” dedi.

Bir de Enver Paşa’ya hitap eder bir mektup yazdı. İstanbul’a geldim, dediği kostümü aldım ve döndüm. Baloya beraber gittik. O, bu giysiyle bütün bakışları kendine çekiyordu. İri vücuduna ayrı bir heybet veren bu giysi ve yüzündeki maske, O’nun gözlerindeki sonsuz parıltılarla efsaneleşen bir kudret de katmıştı. Bütün konuklar, bunun kim olduğunu birbirine soruyorlardı.

Bir süre sonra, büyük ödüllü bir dans yarışmasına girdi. Bulgar Başbakanı’nın kızına kavelyelik ediyordu. Zaten bu kız daha önce O’nun flörtü idi. Mustafa Kemal çok güzel dans ederdi. Nitekim, bütün valsleri olağanüstü bir başarı ile bitirerek yarışma birinciliğini kazandı. Bu ara Bulgar Meclisi Başkanı bana, bu gencin kim olduğunu sormuştu. Önce tanımadığımı söyledim, sonra ataşemiliter Mustafa Kemal olduğunu öğrenince hayranlığını şöyle belirtmişti:

“Müthiş, müthiş bir adam!”

Yarbay Mustafa Kemal İstanbul Topkapı Sarayı’ndan özel izinle getirttiği bu yeniçeri kostümünü, 11 Mayıs 1914 gecesi Sofya’da katıldığı kıyafet balosunda giydi ve birinci seçildi.

Vakit yavaş yavaş geçerken kendimi Sofya’nın sokak aralarına attım. Sokak araları o kent hakkında çok daha doyurucu bilgiler verdiği için nereye gidersem gideyim illa şehrin ana noktasından uzak, insanların yaşadıkları evlerle dolu sokak aralarına dalarım.

Çünkü sokak araları o kentin şifresidir, özetidir. Sofya’da sokak araları bile öylesine düzgün, öylesine nizamı ki… İster istemez insan kendini orada yaşarken hayal ediyor.

Evet… Günübirlik Sofya seyahati izlenimlerinin sonuna geldik. Tren yolculuğu dahil 25 saatte İstanbul – Sofya – İstanbul yapabilirsiniz. Bana sorarsanız mutlaka deneyimlenmesi gereken bir şehir Sofya. Hem de trenle…

Büyükelçi Ulusoy’un anlatımı sonrası Mustafa Kemal’in Sofya yıllarını araştırdım ve karşıma şöyle bir belgesel çıktı. Vaktiniz var ise 27 dakikalık bu belgeseli izlemenizi öneriyorum.

Sevgiyle kalın…

Ulu Önder Musatafa Kemal’in Sofya günlerine ilişkin güzel bir belgesel:

YAPMADAN DÖNME

1- Alexander Nevsky Katedrali’ni hem dıştan hem de içten gör.

2- Sofya Ulusal Müzesi’ni ziyaret et.

3- Sofya’nın en eski yapısı Aziz George Rotunda Kilisesi etrafını keşfet.

4- Bulgar lezzetleriyle tanış. Bir dilim de olsa pizza ye.

5- Banya Başı Camii’ni gör.

6- Eski bir Türk hamamı olan Sofya Tarih Müzesi’ni gez.

7- Rus Kilisesi önünde fotoğraf çekil.

8- Atatürk’ün Sofya’dayken kaldığı oteli gör, imkanın varsa gez.

9- Atatürk’ün Yeniçeri kıyafetiyle katıldığı balonun yapıldığı binanın önünde fotoğraf çekil.

10- Central Hall’de alışveriş yap.

11- Sofya’ya adını veren heykeli fotoğrafla.

12- Geniş park ve bahçelerinde soluklan.

13- Antika Pazarı’nı gez.

14- İmkanın varsa Vitosha Dağı eteklerine kısa bir yolculuk yap.

Bir Cevap Yazın