Yarınla birlikte 30’lu yaşlara merhaba diyorum. Üç 10’lu yaşlara kimisi ‘mutluluğu öğrendiğim yaşlar’ derken, kimisi ‘en olgun çağlarım’, kimisi ‘en verimli dönemim’, kimisi de ‘hayatın ne olduğunu anladığım yaşlar’ demiş. 30’lu yaşlar bireyin en kilit yaş aralığı bence. Tabi henüz bu 10 yıllık serüvenin başında biri olarak 10 yılı yalayıp yutmuş gibi anlatma tecrübesine sahip değilim ancak 30’lu yaşlar, 20’li yaşlarda kurulan hayallerin gerçekleştirilip gerçekleştirilemediğinin bir özetidir adeta…
20’li yaşlarımın başına döndüğümde, hep o 90’lı yıllardan kalma alışkanlıkların milenyum yıllarıyla harmanlanmaya çalışıldığı acemilikler gelir aklıma. Teknolojinin cümbür cemaat ışık hızıyla değiştiği sürece 87 jenerasyonu olarak o sudan çıkmış balık halimizle iyi bir sınav verdiğimizi düşünüyorum. Üstüne üstelik Çernobil sonrası dünyaya gelen jenerasyon olarak, en deli dolu adlandırabileceğim 15 – 29 yaş aralığını, gençliğini yaşayamamış, kız arkadaşını bir yaz akşamı hanımeli kokan yazlık siteleri arasından geçerek evine bırakmamış, sahilde gitarla çalınan parçalara yıldızlara bakıp eşlik edememiş insanların yönettiği bir ülkede geçirmenin zorluklarını yaşayarak kocaman bir alkışı fazlasıyla hak ediyoruz bence.
Çünkü teknolojinin bu hızlı değişimine ayak uydurmak ve bunca hazımsızlığa karşı çağın ‘modern’ bir bireyi olmak, birçoğumuzun kabul edeceği gibi çok da kolay bir durum değil.
Evet yaş ilerledikçe, eskiden yaptığımız şeyler birden saçma gelebiliyor. Ya da eskiden üzüldüğümüz şeylerle neden boşu boşuna zaman harcadığımızı sorgular hale geliyoruz.
Üzerine şarkılar yazılan, şiirler döşenen 30’lu yaşlar, yeni bir dönemin başlangıcı olarak takvimin diğer yarısından göz kırpar hale geliyor.
Çünkü 30’un bir parçası olarak yaşanmışlıklara artık daha perspektif bakabilmek, daha ılımlı ve daha olumlu yapabiliyor insanı. Belki içinde geçen “20’li yaş” söyleminden olsa gerek 20’li yaşlar denince aklıma nedense hep ilk olarak, İclal Aydın’ın ‘Yaz Bitmesin’ isimli kitabında yer alan “Yaz bitimi, 20’li yaşlarım başlayana dek daha derin acıtırdı kalbimi ve o zamanlar daha çabuk onarabilirdi kalbim kendini. Bir ayrılığın, uzun bir yola çıkmanın, bir şehre son kez bakmanın burukluğu ile baş etmeyi öğrendim sonunda…” dizeleri geliyor. Sanırım 20’li yaşların başı ile 30’lu yaşların başı arasındaki kocaman 10 yılı en sade şekilde özetleyen dizeler bu olsa gerek.
Babamın ilk babalık heyecanını yaşadığı 30’lu yaşların başı, geride kalan 10 yıla nazaran saçları seyrekleştirip beyazlaştırsa da ‘Benden geçti’ psikolojisine girmediğimiz an 30’lu yıllar, hayatın en keyif verici yılları olarak yer alacaktır cv’mde. Gece kahvelerini sınav stresinden değil de keyiften içmeye başladığınızı anladığınız bir dönem olarak 30’lu yaşlar, -evlenme baskısını yok sayarsak- keyfin zirvesi, doruk noktası olarak karşımızda duruyor.
İçimdeki çocuğun içimdeki adamla çatışmaktan vazgeçip, ‘bu ince bir sitemdir bütün yaşanmamışlıklara’ mottosunu da daha ılımanlaştırıp arkanıza yaslanın. Kahvenizi yudumlarken gerideki pişmanlıklarınıza son bir defa daha pişman olun.
Çünkü 30’lar, ‘keşke’lerin ‘iyi ki’lere dönüştüğü 10 harika yılı barındırıyor ajandasında…
Sağlıkla,
Umutla,
Ve keyifle…
Hoş geldin 30…
