Edirne merkezi Yunanistan’a bağlayan Pazarkule Sınır Kapısı’na 20 kilometre uzaklıkta bulunan Yunanistan’ın Orestiada şehri; felsefe, müzik ve sohbet üçlüsünün bir arada sunulduğu ilginç bir işletmeye ev sahipliği yapıyor: Bedreddin! Kentin iki ana caddesinden biri olan Vasileos Konstantinou’nun bir arka sokağında bulunan ve 2014 yılından bu yana faaliyet gösteren ‘Bedreddin’ isimli pub & bar, gerek kuruluş süreci gerekse hizmet anlayışıyla yaşadığı döneminin Marksisti ve Sosyalisti olan Şeyh Bedreddin’in yaşam felsefesini sürdürüyor.

Toplamda 12 ortaklı bir işletme yapısına sahip olan Bedreddin’de felsefi ve tarihi kitapların yer aldığı mini bir kütüphane de yer alırken Yunanistan’daki çiftçilerin yetiştirdikleri ürünler de burada komisyonsuz bir şekilde satılıyor. Tüm bu özellikler, Simanva Kadısı Bedreddin’den ismini alan bu işletmeyi özel ve bir o kadar da sıra dışı kılıyor.

Ankara Savaşı sonrasında oluşan kaotik ortamda, Anadolu ve Rumeli’de siyasi istikrarsızlık ve iktidar savaşlarının hakim olduğu bir tablo mevcuttu. Bu dönemde, Musa Çelebi’nin yanında, daha sonraki süreçte Türk tasavvuf, düşünce ve isyan tarihine konu olan bir şahsiyet vardı: Musa Çelebi’nin kazaskerliğini (devlet kademesinde yargı ve eğitim işlerinden sorumlu en üst makam) yapan Şeyh Bedreddin… (www.beyaztarih.com)

Yunanistan’da özellikle Evros (Meriç) bölgesinde büyük bir popülaritesi olan ve Yunanistan Başbakanı Alexis Tsipras‘ın dahi büyük hayranlık duyduğu (http://www.hudutgazetesi.com/haber/36720/cipras-bedreddin-hayrani.html) Şeyh Bedreddin, yapımı yılan hikayesine dönen heykel nedeniyle Edirne Belediyesi ile Edirne Barosu arasında tartışmalara dahi yol açmış ve 2016 yılının Aralık ve 2017’nin Ocak ayları Edirne gündemini, Şeyh Bedreddin’in heykel tartışmaları belirlemişti.

Şeyh Bedreddin’in, şimdilerde Dimetoka’ya bağlı bir köy olan Simavna’da doğması Orestiada’daki bazı kesimler tarafından gurur kaynağı olarak görülürken Orestiada’da 5 yıldır faal olan ve 12 ortaklı kooperatif tarafından kurulan ‘Bedreddin’ isimli bar, isminin yanı sıra düzenlediği organizasyonlarla da Şeyh Bedreddin’e ve onun felsefesine sahip çıkıyor.

Bedreddin, hem kuruluş süreci hem de işletme anlayışı ile Yunanistan’ın bilinen renkli ve eğlenceli gece hayatından ayrılıyor. ‘Eşitlik’ ilkesini savunan ve bu nedenden ötürü işletme idaresini 12 ortak üzerinden götüren Bedreddin, bar ve kafeteryasının yanı sıra küçük bir kütüphanesi ile de müşterilerine hizmet veriyor.
Ayrıca Yunanistan’daki çiftçilerin tarlalarında yetiştirdikleri ürünleri burada komisyonsuz bir şekilde satabilmeleri de mekânı özel kılan özelliklerden biri olarak dikkat çekiyor.

İşletme ortaklarının, “Herkes aramızda eşit. Lider olarak ön plana çıkan biri yok. Basit bir ad ve soyadı bizi tanımlamaya yetmez” açıklaması, işletmenin yönetim anlayışının Şeyh Bedreddin’in yaşam felsefesiyle adeta örtüştüğünü gözler önüne sererken işletmenin Facebook’taki hesabında Şeyh Bedreddin’in “Ay ve güneş herkesin lambasıdır, hava herkesin havasıdır, su herkesin suyudur. Ekmek neden herkesin ekmeği değildir?” cümlesinin Türkçe paylaşılması da dikkat çeken bir diğer unsur.

BİRLİK İDEOLOJİSİ
İşletme ortakları, mekanın adının neden Bedreddin olduğunu, “Farklı kökenlerden insanlar arasındaki birlik ideolojisinden esinlendik” olarak açıklıyor ve şu şekilde devam ediyorlar:

“Hristiyanlar, Müslümanlar, Yahudilerin baskıya karşı vermiş olduğu mücadelesi bizler için önemli. Bizim yakın bir köyden olması da ayrıca bir etken. Fakat bunun din ile hiçbir ilgisi yok. O; insanları, farklı din ve toplum sınıflarından insanları birleştirmeye çalışan tarihi bir insandı. Padişah aleyhine çıkan ilk isyanı örgütledi. Savunduğu fikir ise padişahın ülkeyi şiddet kullanarak yönettiğini ve hüküm sürmek için karanlık yöntemler kullandığıdır.”

BELEDİYE İLE BARO ARASINDA HALA SONUÇLANDIRILAMAYAN TARTIŞMA
Bir dönem Edirne Belediyesi ile Edirne Barosu arasında kısır bir çekişmeye sahne olan Şeyh Bedreddin, heykelinin yapılıp yapılmayacağı tartışmaları nedeniyle bir dönem Edirne gündeminin ana unsuruydu. Yapılacağı vaat edilen heykelin aradan üç yılı aşkın zaman geçmesine rağmen adının dahi anılmaması tartışmaların gündem oluşturma amaçlı mı yapıldığı sorularını akıllara getirirken söz konusu tartışmayı şu şekilde özetleyeyim:
“Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan 2016 yılının Aralık ayında, Edirne Cem Evi tarafından o dönemki adı Acar Park olan tesislerde düzenlenen ‘Gelin Canlar Bir Olalım’ isimli dayanışma yemeğine katılır. Bazı ilçe belediye başkanlarının ve siyasilerin yanı sıra Garnizon Komutanı’nın ve Edirne Ticaret Borsası başkanının da yer aldığı gecede bir konuşma yapan Recep Gürkan, “24 Aralık’ta Edirne’de bir ilki gerçekleştireceğiz. Burada onu ilk kez açıklıyorum. O gün Edirne’de bir Şeyh Bedrettin paneli yapacağız. Onun ardından Edirneli hemşerimiz Şeyh Bedrettin’in güzel bir heykelini Edirne’ye kazandırıyoruz” açıklamasında bulunur.

Sonrasında ise dönemin Edirne Barosu Başkanı Avukat Özgür Yıldırım, “Bu heykel dikilirse şanlı tarihimizle ve cumhuriyetimizin nitelikleriyle sorunu olan küçük bir grup dışında hiç kimse memnun olmayacaktır. Bu isyan anıtlaştırılmamalıdır. Şeyh Bedreddin’in heykelini dikip ecdadımızın kemiklerini sızlatmak milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde bir inat uğruna toplumu ayrıştırmaya yol açabilir” ifadelerinin yer aldığı bir açıklama yaparak, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz” sözünün unutulmaması gerektiğini vurgular.
Sonrasında ise karşılıklı açıklamalar peş peşe gelir ve bu sefer de Recep Gürkan, “Şeyh Bedrettin dönemin FETÖ’südür” benzetmesi yapan Özgür Yıldırım için, “Böylesine önemli bir kişiyi, bugünün şartlarına getirerek kendinizden menkul birtakım sıfatlar üretme gayretini bu millet yemez. Bu milleti bunlarla kandıramazsınız. Hele hele Şeyh Bedreddin gibi birisini döneminin FETÖ’südür diye yaftalamaya çalışmak ancak sizin çapınızı ve kalibrenizi gösterir” der.
İşte işletme sahipleri, aradan 3 yılı geçmesine rağmen herhangi somut bir adım atılmayan tartışmanın ana konusu heykele ilişkin ise şu çarpıcı açıklamayı yapıyor:
“NESNELERİ YÜKSELTEN UYGULAMALARI GEREKSİZ BULUYORUZ”
“Renk, din, dil ne olursa olsun tüm insanların birlikteliğini teşvik etmek ve geliştirmekle ilgileniyoruz; daha ziyade hedefimize odaklanıyoruz. Bunun yerine, binaları, anıtları ve insanların yararına olmayan nesneleri yükseltme konusundaki uygulamaları gereksiz buluyoruz.”

Simavna Kadısı Şeyh Bedreddin 1359 yılında Edirne civarında eski bir kaza merkezi olan Simavna’da doğmuştur. Burada, Kütahya Simav doğumlu olduğu yönündeki iddiaların asılsız olduğunu belirtmekte fayda vardır. Babası İsrail, Edirne’nin fethinden birkaç yıl önce Meriç Nehri’nin batısında bulunan günümüzde Yunanistan’a bağlı Dimetoka’nın ele geçirilmesiyle birlikte buraya bağlı Simavna Kalesi’ni fethetmiş, sonra da buraya komutan ve kadı olarak tayin edilmiştir. Simavna Kalesi’nin Bizanslı komutanının kızı olan annesi daha sonra Müslüman olup Melek adını alarak babası İsrail ile evlenmiştir.

Gelin gerisini, Onedio’nun içerik üreticilerinden olan Anıl Göç’ün anlatımıyla dinleyelim…
Bedreddin tahminen I. Murad devrinde, günümüzde Yunanistan sınırları içerisinde bulunan Simavna’da doğdu. Babası burada kadılık vazifesindeydi. Dedelerinin Türkiye Selçuklularına dayandığı söylense de bunun sonradan siyasi maksatlarla ortaya atıldığı tahmin olunmaktadır.
Bedreddin dört bir tarafta çok önemli medreselerde eğitim aldı. Kahire’den Mekke’ye ve hatta Tebriz’de Timur’un yanına bile gitti. Timur’un çeşitli konularda bilginleri toplayıp tartışmalar yaptırdığı bilinmektedir. Şeyh Bedreddin de bu tartışmalara katılmıştı ve Timur’un dahi dikkatini çekmişti.
Şeyh Bedreddin çeşitli kilise ve illeri gezerken tanınmaya da başlanmıştı. 1402 Ankara Savaşı sonrasında Timur, Yıldırım Bayezid ve oğlu Musa Çelebi’yi esir almıştı.
Tam da bu sırada Şeyh Bedreddin’in kaderini değiştirecek olay yaşandı. 1403’te Yıldırım Bayezid’in ölümünden sonra Timur, Musa Çelebi’yi serbest bıraktı. Musa Çelebi bütün kuralları bozacak, kanlı mücadele başlayacaktı.
Çelebi Mehmed ise olaylara daha diplomatik yaklaşıyordu. O da İsa Çelebi’nin üzerine yürüdü ve muvaffak oldu. 1406’da İsa Çelebi’nin ölümü üzerine Emir Süleyman kontrolü bizzat eline almak istedi.
Bu plan tıkır tıkır işledi. Musa Çelebi abisi karşısında ilk birkaç çatışmada yenildiyse de en sonunda Emir Süleyman’ı öldürüldü ve Musa Çelebi Edirne’ye hakim oldu. Şeyh Bedreddin’i kendisine kazasker yaptı.
İzmir’de faaliyete başlayan Şeyh Bedreddin, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal vasıtasıyla çevresine müritler toplamaya başladı. Öyle ki bazıları hiç görmediği halde anlatılanlardan etkilenip Şeyh Bedreddin’in safına geçiyorlardı.
İsyanı bastırmak için evvela Çelebi Mehmed’in önemli vezirlerinden Bayezid Paşa, Börklüce Mustafa’nın üzerine gönderildi. Karaburun’daki savaşta Börklüce Mustafa öldürüldü. Bayezid Paşa bundan sonra da Manisa’da Torlak Kemal’i yakalatıp astırdı.
Çelebi Mehmed kendi başına Şeyh Bedreddin’in idam emrini vermedi. Çevresindeki alimlerin görüşünü aldı ve Mevlana Haydar’ın ‘katli helal, malı haramdır’ fetvasıyla Şeyh Bedreddin pazar yerinde asıldı.
Şeyh Bedreddin ve taraftarlarının özel mülkiyeti reddederek mülkiyetlerin halkın ortak malı olduğunu savunmaları, çok sonraları bazı yazarlar tarafından Marksizm ve Sosyalizm ile bağdaştırılmıştır. Bu zeminde bazı Marksist çizgideki yazarlar tarafından Şeyh Bedreddin ve takipçilerinin faaliyetleri bir halk hareketi olarak yorumlanmıştır.


