Saros’un ‘Adı Kadın Koylar’ı

Tartışmasız Trakya topraklarına bahşedilmiş bir armağan olan Saros Körfezi, hem kuzey hem de güney yakasında olmak üzere birbirinden güzel onlarca koya ve kumsala ev sahipliği yapıyor ancak ben bu yazımda, körfezin gerek Edirne, gerekse de Çanakkale kıyılarına konuşlanmış kadın isimli koyları kaleme alacağım.

Çanakkale ve Edirne gibi Türkiye’nin iki kuzeybatı şehrinin kıyılarını kendine yer edinen Saros Körfezi -namı diğer Melas Kolpos- henüz adımı dahi doğru dürüst telaffuz edemediğim yaşlardan itibaren gönül hanemde ayrı, hatta apayrı bir yere sahiptir. Ki kendileri; mavi, yeşil, aşk, tutku, özlem gibi somut ve soyut birçok duygu ve renkle tanışmama neden olan, en çok da en özel anlarıma şahitlik eden yegane bir mabettir ruhumun derinliklerinde…

İlk tanıştığımızda küçük bir kız olan ve o yıllarda birlikte kumdan kaleler yaptığımız o mavi gözlü kız benimle birlikte büyüdü ve artık alımlı, güzel, cezbedici ve hayranlık oluşturan lacivert gözlü bir kadına dönüştü ki bu dönüşüm; içselleştirdiğim o mavi gözlü kadının beni büyütmesiyle eşdeğer bir zaman çizelgesidir.

Her koyunda kulaç kulaç yüzdüğüm, her kumsalında adım adım yürüdüğüm Melas Kolpos; Çanakkale kıyılarında Emel Sayın Koyu, Fatma Kadın Koyu ve Ece Limanı; Edirne kıyılarında ise Gökçetepe, Gülçavuş ve Sultaniçe olmak üzere toplamda altı kadın isimli koy ve kumsala ev sahipliği yapıyor. Trakya tanıtımı ve turizmi için her zaman bir şans olarak nitelendirdiğim sevgili Dinçer Alabaşoğlu’nun tabiriyle ‘Mavi Vurgun’un kadın zarafetindeki bu dört koyuna başlamadan önce, yazımın başlığına ilham veren bir isimden ve projeden bahsedeyim: Evrim Kaşıkçı’nın prestij projesi Adı Kadın Türküler

Balkan ve Rumeli müziğinin öncü ismi Edirneli Müzisyen Evrim Kaşıkçı’nın 2016 yılında piyasaya sürdüğü ve içinde kadın ismi geçen Balkan ve Rumeli türkülerinin yer aldığı Adı Kadın Türküler isimli albüm; Hanım Ayşem, Pakizem, Fadimem, Nazikem, Halimem, Remziyem, Kadriyem, Nuriyem, Fatmem ve Kazibem gibi kadın isimlerinin yer aldığı toplam 14 şarkıdan oluşuyor. Ayrıca Nerdesin Oğulcuğum, Mezarımı Kızlar Kazsın ve Evlerinin Önü Handır gibi Balkan ve Rumeli eserlerinin yer aldığı albüm, aynı zamanda bir arşiv niteliği taşırken yazımın bu bölümünü Evrim Kaşıkçı’nın, “Bugün dünyanın neresinde çok büyük bir acı yaşanıyorsa bilin ki o daha önce balkanlarda yaşanmıştır. Kendi türkünü söylemezsen başkasının türküsünü söyletirler” cümlesiyle noktalayayım ve Melas Kolpos’un ‘adı kadın koyları’na doğru yola koyulalım…

ADINI YANI BAŞINDAKİ ÇEŞMEDEN ALIYOR: FATMA KADIN KOYU

(ÇANAKKALE / GELİBOLU)

Foto: Dji Phantom1

Çanakkale’nin Gelibolu İlçesi’ne bağlı Güneyli Köyü’nde bulunan Fatma Kadın Koyu, masmavi denizi ve her şeyden izole görünümüyle Saros’un en güzel mola noktalarından biri olarak dikkat çekiyor. Saros Körfezi’nin Çanakkale kıyılarına düşen bu güzel koy adını, hemen yanı başında bulunan ve 1972 yılında Fatma Yenilmez adına yapılan bir çeşmeden alıyor.

Oysaki koy Güneyli sakinleri tarafından, bir dönem köyde sayıları çok olan çömlekçiler nedeniyle Çömlekçiler Koyu, köylülerin şivesi nedeniyle asıl olarak da ‘Çölmekçiler Koyu’ olarak anılmakta.

Eğer bu koya Edirne, Tekirdağ, Kırklareli ve İstanbul gibi şehirlerden ulaşacak iseniz ilk istikametiniz Keşan olmalı. Keşan’dan Gelibolu’ya doğru Korudağları arasından yol alırken sizi Saros Körfezi üzerine konuşlanmış Kaşık ve Tavşan adaları karşılayacak. Korudağları’ndan aşağı deniz seviyesine indiğinizde ise Saros Körfezi iyot kokusuyla birlikte sağ tarafınızda Güneyli’ye kadar size eşlik edecek. Güneyli, Gelibolu’ya bağlı, denize iki kilometre uzaklıkta bir köy ancak Saros’un tamamında olduğu gibi burada da köyün bir de deniz kıyısına kurulmuş, daha çok yazlık ve pansiyonların oluşturduğu bir sahil bölümü var. Sahile geldikten sonra bölgenin en büyük yazlık sitelerinden olan ve 500’den fazla villa tipi yazlığın oluşturduğu Orkide Sitesi’nin içinden geçtikten sonra kısa bir mesafe daha kat ediyorsunuz ve Fatma Kadın Koyu’na varıyorsunuz. Eğer buraya yürüyerek gitmek isterseniz 20 dakika yürümeyi göze almalısınız ki benim tavsiyem arabanızı Güneyli sahiline bırakıp bu koya yürüyerek varmak. Orkide’yi geçtikten sonraki ağaçlı eğimli yoldan deniz manzarası eşliğinde koya inmek keyif verecektir.

Koyda sadece yazları açık olan bir kafeterya var. Burada tipik fast food yiyeceklerinin yanı sıra bira dahil birçok içecek seçeneği mevcut. Bu işletme aynı zamanda şezlong ve şemsiye hizmeti de veriyor. 10 TL’ye bir şezlongu gün boyu kiralayabilirsiniz (2018).

Foto: panoramio_(9)

Koy aynı zamanda dalış meraklılarının da gözdesi. Güneyli sahilinde bulunan bir dalış okulu hava durumuna göre yılın birçok bölümünde burada eğitim dalışları veriyor.

EMEL SAYIN’IN GÖZLERİ KADAR GÜZEL: EMEL SAYIN KOYU

(ÇANAKKALE / GELİBOLU)

Foto: Wikimedia Commons

Çanakkale’nin Gelibolu İlçesi’ne 11 kilometre mesafede bulunan ve yüksekçe bir tepeye konuşlanan Güneyli Köyü’nün sahil kısmından ulaşabileceğiniz Emel Sayın Koyu bu ismini, adından anlaşılacağı üzere hem Türk Sanat Müziği’nin hem de Yeşilçam’ın menekşe gözlü güzeli Emel Sayın’dan alıyor. Marmaris’te Kenan Evren’in talimatıyla koyulan Emel Sayın Koyu gibi Saros’un Emel Sayın Koyu da tıpkı Emel Sayın’ın gözleri gibi lacivertimsi bir maviliğe sahip. Ve bu benzerlikten olsa gerek Güneyli köylüleri bu koya isim verirken Emel Sayın’ın gözlerinden ilham almış.

Foto: Wikimedia Commons2

Tıpkı Fatma Kadın Koyu’nda olduğu gibi Güneyli Köyü üzerinden ulaşabileceğiniz Emel Sayın Koyu, Fatma Kadın Koyu’ndan biraz daha ileride. Belli bir miktar arabanızla gittikten sonra yolun arabanızı bırakmak zorunda kalacaksınız. Üşenmeden yürüyün derim. Yolun sonunda sizi menekşe gözlü bir koy karşılayacak. Ve o maviliğe baktıkça Emel Sayın’ı anacaksınız.

Bu güzel koya karadan ulaşabileceğiniz gibi deniz üzerinden de ulaşablirsiniz. Ulaşımı karadan zor olsa da tekneyle oldukça kolay. Koyda hiçbir işletme bulunmaması kimine göre iyi kimine göre kötü ancak ben kesinlikle bu koyların işletmelere açılmaması taraftarıyım. Günübirlikçilerin ya da kampçıların yanında götürdükleriyle idare etmek zorunda kaldıkları bir koy olan Emel Sayın Koyu, Saros’ta görülesi onlarca koydan yalnızca biri…

HEM DOĞAL HEM TARİHİ: ECE LİMANI

(ÇANAKKALE / ECEABAT)

Foto: gezilecekyerler.com

Çanakkale’nin Eceabat İlçesi’ne 31 kilometre uzaklıkta bulunan bu şirin liman daha çok yerli balıkçılara ait tek katlı evlerin konuşlandığı bir koy olarak biliniyor. Falezli bir yapıya sahip olması nedeniyle oldukça dik kenarlara sahip olan bu koy, Küçükdere tarafından ikiye bölünmekte. Derenin doğusu ve batısı dik olmayan kumsallardan oluştururken Saros Körfezi’nin batı sınırı sayılan Büyük Kemikli Burnu‘na kadar olan mesafedeki son koy olma özelliğini de elinde bulunduruyor.

Foto: canakkalemuhabereleri1915.com

Saros Körfezi’nin en büyük limanı olma özelliğine sahip olan Ece Limanı, balıkçı barakaları ve bir türbe dışında iskânı olmayan bir koy olarak dikkat çekmekte. Yazın günü birlik ziyaretçileri ağırlayan liman, Beşyol Köyü sakinlerinin geçim kaynağı kapısını oluşturmakta. Limana inen yolun hemen yanında bulunan Ecebaba Türbesi’nde ise Halil Ece Bey’in yattığı rivayet edilmektedir.

Foto: negordum.com

Etrafı yüksek tepelerle çevrili olması ve bu tepelerin bazı bölümleri uçurum şeklinde denize inmesine karşın 600 metre kadar sahili vardır. 1’inci Dünya Savaşı’nda kullanılan bu liman, canakkalemuharebeleri1915.com adresinden almış olduğum bilgiye göre 18 Mart yenilgisi sonrası çıkarma harekâtı için hazırlık yapmaya başlayan itilaf kuvvetlerinin çıkarma bölgeleri tespiti için araştırma yaptığı bir konum idi. 27 Mart 1915 günü HMS Agamemnon zırhlısı tarafından Anafarta Limanı’ndan Saros Körfezi dibine kadar yarımada kıyısını dolaşmış ve subayları kıyının krokisini çıkarmışlardı ve bu çizimlerden en detaylısı Ece Limanı bölgesi olmuştu.

SAKLI CENNET: GÖKÇETEPE

(EDİRNE / KEŞAN)

Foto: trakyaturizmrotasi.com

Çam ormanları arasında eşsiz bir yolculuk sonrası ulaşacağınız Gökçetepe de Saros’taki birçok yerleşim gibi hem köy hem de sahil şeridi olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde ‘Yeryüzündeki saklı cennet’ diye betimlediği Gökçetepe; yeşilin maviyle, çam kokusunun iyot kokusuyla buluştuğu en özel ve en güzel noktalardan biri olarak dikkat çekiyor.

Keşan’a vardıktan sonra Çamlıca beldesi üzerinden varabileceğiniz Gökçetepe pırıl pırıl denizinin yanı sıra orman içinde yapabileceğiniz doğa yürüyüşü rotalarıyla da dikkat çekmekte. Bir orman kampına da ev sahipliği yapan bu şirin sahil, özellikle yazları hafta sonu günübirlikçilerle dolup taşsa da akşam saatleri kafa dinlemek ve eğer hava açıksa gökyüzü şölenine şahit olmak için oldukça ideal.

Foto: trakyaturizmrotasi.com

GÜL GİBİ SAHİL: GÜLÇAVUŞ

(EDİRNE / ENEZ)

Listenin Enez’siz olması elbette düşünülemezdi. Öncelikle bu hatırlatmalar için Müşerref Gizerler hanıma teşekkürlerimi sunuyorum. Issız ve uzun bir kumsala sahip olan Gülşavuş, komşusu Sultaniçe’yle birlikte listenin olmazsa olmazları.

Enez’e 18 kilometre uzaklıkta bulunan Gülçavuş Köyü’nün deniz tarafına doğru dört kilometre dışında yer alan bu sahil, oldukça büyük bir yüzölçümüne sahip olmakla birlikte, pırıl pırıl denizi ve ıssız sahilleriyle bilinir.

Gülşavuş Köyü’nün ilk adı Kelçavuş’muş. İlk olarak köye savaş gazisi bir çavuşun yerleştiği rivayet edilir. Sonralardan köyün ismi Gülçavuş olarak değiştirilmiştir. Köyün camisini Kelçavuş’un yaptırdığı söylenir. Mezarlık da Kelçavuş zamanından kalmadır.

ADINI SULTAN ABDÜLHAMİ’TEN ALAN SAROS’UN İNCİSİ: SULTANİÇE

(EDİRNE / ENEZ)

Bir yere ‘inci’ yakıştırması çok klasik bir tabir olsa da Sultaniçe, Saros’un Edirne kıyılarının özellikle yazınki o gürültülü halinden izole kalmış ıssızlığı ve kimsesizliği ile adeta cennetten bir köşe. Semadirek manzarasına da sahip olan Sultaniçe Sahili’nin uzadıkça uzayan falezli kumsalları Geberikçayır mevkiinde yeşille buluşuyor. Enez’e kadar uzanan çam ormanlarının başladığı bu mevki gerek çadır kurmak için, gerekçe bir ağaç gölgesinde dalga sesleri eşliğinde Semadirek manzarasını izlemek için birebir.

Enez’e 10 kilometre mesafede bulunan ve Saros’taki tüm yerleşimler gibi bir de sahil şeridi bulunan Sultaniçe, Abdülhamit’in vakıf arazisi olup padişahın hanımına izafeten Sultaniçe olarak isimlendirilmiştir. 1877 – 78 Osmanlı – Rus Savaşı (93 Harbi) yıllarında göçmenler tarafından kurulan Sultaniçe, tıpkı komşusu Gülçavuş’un sahili gibi yoğun bir villa tipi yazlık istilası altındadır.

Düğünleri, kına geceleri, Hıdırellez ve bahar kutlamaları ile meşhur olan Sultaniçe, köy yaşamını her anıyla görebileceğiniz keşfedilmemiş bir bölge. Köyün yerel lezzetleri arasında Pomak mutfağının vazgeçilmez çorbası ‘kaşa’ dikkat çekiyor. Mısır unu çorbası olarak da bilinen Kaşa, soğuk ya da sıcak olarak yenilebiliyor. Ayrıca keşkek ve soğan yahnisi gibi yemekler de özellikle düğünlerde misafirlere ikram edilen tatlar arasında. (turna.com)

Saros Körfezi’ndeki bir başka doğa harikası Kömür Limanı’na ilişkin bir diğer yazım:

Seyirlik değil, ömürlük… KÖMÜR LİMANI

Seyirlik değil, ömürlük… KÖMÜR LİMANI

Saros Körfezi’nin yalnızca Enez’den ya da Erikli’den ibaret olduğunu düşünüyorsanız fazlasıyla yanılıyorsunuz. Çanakkale ve Edirne gibi iki şehri kendine karşılıklı olarak yer edinen Saros Körfezi, her iki yakada da çok sayıda koya sahip ancak bu koylardan biri var ki, sadece maviyle yeşili ritmik bir şekilde buluşturmakla kalmıyor, bu iki rengi adeta dans ettiriyor: Kömür Limanı…

Her ne kadar adını, zifiri karanlığı çağrıştıran renge sahip bir madenden alsa da Kömür Limanı, doğaseverler için adeta bir ömür limanı…

Özellikle dalış tutkunları için ayrı bir öneme sahip olan bu küçük alan, son yıllarda kampçı ve karavancı tayfanın da epey dikkatini çekmiş durumda. Survivor parkurunu andıran meşakkatli bir 7 kilometre sonrasında ise “Çektiğimiz tüm çileye değdi”msi gibi bir özlü söz patlatıveriyorsunuz. “Nereye geldim ben böyle?” şaşkınlığını atlatmanız bir iki dakika sürebilir bilginiz olsun. Sonrasında ise körfezin Edirne kıyılarına ve tüm heybetiyle duran Semadirek semalarına baktığınızda içinizi tarifi zor bir duygu kaplıyor. Ve dudaklarınız arasından, “Seyirlik değil, ömürlük…” cümlesi dökülüveriyor istemsizce. (Yazının burasında sanırım kendi adıma konuşmalıyım.)

Çanakkale’nin Gelibolu ilçesi sınırları içerisinde yer alan eşsiz güzellikteki Kömür Limanı’na giderken istikametiniz Kuzey yönü ise, yani Edirne, Tekirdağ, Kırklareli ya da İstanbul üzerinden geliyorsanız güzergâh üzerinde sizi harika rotalar bekliyor demektir.

KORU DAĞLARI’NDA HAFİFÇE CAMI ARALAYIN

Kaşık Adası

Keşan’ı geçip Gelibolu’ya doğru ilerlediğinizde Koru Dağları’nın arasından geçeceksiniz ki yaklaşık 20 kilometrelik bu geçiş süresince camınızı hafif aralamanızı tavsiye ederim. Zira arabanın içi çam kokularıyla dolmaya başladığı andan itibaren ne dediğimi çok iyi anlayacaksınız. Evreşe Ovası’na, yani denize doğru yaklaştığınızda -ki karşınızda size selam duran Kaşık Adası bunun habercisi- çam kokularıyla iyot kokusu harmanlanarak koku duyunuza adeta bir şölen yaşatacaktır.

Ahtapot

Saros Körfezi’ndeki iki küçük adadan biri olan Kaşık Adası’nı selamladıktan sonra körfezin eşsiz maviliğini sağınıza aldığınızda önce Adilhan, sonra da Kocaçeşme köy sapaklarını geçeceksiniz. Dilersiniz Kocaçeşme Köyü’ndeki Güner Balık Restoran’da bir öğlen yemeği molası verebilirsiniz. Özellikle ahtapotu fazlasıyla tavsiye ederim.

* Güner Balık Restoran: 0537 702 37 72

BU NOKTALARA MUTLAKA UĞRAYIN

Adım adım Gelibolu’ya yaklaşırken Şarköy sapağını geride bıraktıktan sonra Kavaklı Köyü sınırları içerisinden geçeceksiniz. Yolun sağındaki tabelaları takip ettiğinizde Saros Camping Karavan Beach tabelasını göreceksiniz. Hiç tereddüt etmeyin. Hemen sapın. Patika yolun sonunda mutluluk var… İşletmecilere selamımı iletmeyi unutmayın.

* Saros Camping Beach: 0534 642 71 95 

http://www.saroscamping.com

Saros Camping Beach’e uğradığınızda orada sizi harika insanlar karşılayacak

Bir de görselinize güzel bir lokasyon ekleyeyim derseniz, yolun sağında, 3 kilometre içeride Güneyli Köyü var. Kuzey Ege’nin güneylisi Güneyli, şirin koyu ve balıkçı barınağı ile sizi kendine âşık edecektir.

Ana yol üzerinden 3 kilometre içerideki Güneyli Köyü iyi bir mola noktası

Neyse… Kömür Limanı’na gelene kadar intro’yu biraz uzattık farkındayım. Ancak körfez ve körfeze giden yollar o kadar güzel mola noktalarıyla dolu ki… En azından birine mutlaka uğramanızı, vaktiniz varsa hepsine birden uğramanızı fazlasıyla tavsiye ediyorum.

Lafı uzatmadan yolumuza devam edelim. Güneyli’yi de geçip Gelibolu’ya vardıktan sonra hiç ilçe merkezine girmeden dümdüz Eceabat istikametine doğru devam ediyorsunuz. Gelibolu’nun bittiğine dair tabelayı gördükten sonra Shell Benzin İstasyonu’nu göreceksiniz sağda. Bu istasyonu geçtikten 1-2 kilometre sonra Fındıklı ve Değirmendüzü köylerinin tabelalarını görür görmez sağa doğru sapın. Fındıklı Köyü’ne kadar 10 kilometre boyunca asfalt yol üzerinde seyredeceksiniz.

Bozuk yol süresince böyle bir manzara size eşlik ediyor

FINDIKLI’DAN SONRAKİ YOLA DİKKAT

Köye varmanızla birlikte asfalt yol da sonlanıyor. Asıl mesele de bundan sonra zaten. Fındıklı Baraj Göleti’ni geçmenizle birlikte toprak yolla buluşuyorsunuz. Başlarda düzgün giden yol, bayır aşağı inmeye başlamanızla birlikte tehlikeli bir hal alıyor. İrice taşların bulunduğu yerlerde arabanızın hızını tek rakamlara kadar düşürüyorsunuz. Ki bunu yapmayı ihmal etmeyin. Hem eğimin dik olmasını, hem yolun zorluğunu, hem de bayır aşağı inmenin getirdiği tehlikeyi göz önünde bulundurarak yavaş gitmeniz arabanız için de iyi olacaktır.

Yolun durumunu şöyle özetleyecek olursam, köyle liman arası 7 kilometrelik mesafeyi 35 ila 40 dakika arasında gidiyorsunuz. O yüzden dikkatli olmakta fayda var. Sabırlı olun. Yolun sonunda sizi cennetten bir köşe bekliyor olacak.

Koya giriş yapmadan önce kapıda genç bir çocuk sizi karşılıyor. Çadır, otopark, duş, tuvalet, şezlong ve şemsiye bedeli için hafta içi günleri 20, hafta sonu ve bayram tatillerinde 25 TL topluyor. Alan, bir işletmeci tarafından Orman Bakanlığı tarafından sezonluk olarak kiralanmış.

Genç arkadaş girişte telefon numaranızı ve aracınızın plakasını alarak kaydınızı yapıyor. Alana girdiğinizde anlıyorsunuz ki belli bir düzen yok. Dileyen aracını istediği yere park edebiliyor. Dileyen de çadırını istediği yere kuruyor. Yalnız sahil şeridine çadır kurmak yasak. Onun dışında her alanı çadır kurmak için kullanabilirsiniz. Belli bir düzen olmaması eksiklik gibi gözükse de koyu sağlı sollu içine almış devasa kayalıklar, Saros’un mavi sularıyla birlikte eşsiz bir manzara sununca bu eksiliği görmezden gelebiliyorsunuz. Alanda su ve alkolün yanı sıra hamburger, gözleme, patates kızartması ve menemen gibi atıştırmalıkların satıldığı bir işletme bulunuyor. Türkiye’de rekabeti iyice kızışan Efes ve Tuborg biralarının ikisi de burada mevcut. Kutu bira 15 TL.

ELEKTRİKSİZ BİR HAYATA HAZIR MISINIZ?

Limanda elektrik olmadığı için bu işletme, jeneratörler yardımı ile elektrik ihtiyacını karşılıyor. Hatta alana karavanıyla gelen birkaç aile de bu yola başvurmuş. Eğer elektriksiz yapamam derseniz yanınıza bir güç kaynağı almanızı tavsiye ederim. Zira işletme, jeneratördeki benzini idareli kullanmak adına telefon şarjı isteklerini kibarca geri çevirmek durumunda kalıyor. Ben bu sorunu kendime has küçük taktiklerle hallettim. Ancak siz yine de en azından telefonunuzu şarj etmek adına güç depolayıcı cihazlarınızı almayı ihmal etmeyin. Ve bir de feneri. Çünkü gece karanlığında size epey yardımcı olacaktır.

Çadırımı, sırtımı yamaca verecek şekilde kurup yanına da arabamı park etikten sonra doğru denize yol alıyorum. Liman tamamen taşlık bir alandan oluşuyor. Dolayısıyla yanınıza mutlaka deniz ayakkabısı almanızı öneririm. Çünkü az da olsa denizkestaneleri için de iyi bir önlem olacaktır. Güneşlenme işini şezlongda yapabilirsiniz ancak şezlongların dolu olma ihtimaline karşın yanınızdaki matları çakıl taşlarıyla dolu sahile serip de güneşlenebilirsiniz. Kömür Limanı’nda su, Saros’un diğer bölgelerine göre daha serin. Ve denizi çabuk derinleşiyor. Uzun süre suda kalmanız üşümenize yol açabilir. Bir de sakın unutmayın diyebileceğim bir diğer şey de deniz gözlüğü. Zira bu aparat, suyun üstü kadar altındaki muhteşemliğe de şahit olmanıza neden olacaktır.

Açık ve puslu olmayan havalarda Saros’un hemen her noktasından gözüken Yunanistan’ın Semadirek Adası, günbatımına yakın gösteriyor tüm heybetiyle kendini. Güneşin kızıllaşmaya başlamasıyla birlikte ufukta beliren ‘Uyuyan güzel’ bir plaj sandalyesi üzerinde yaklaşık 1 saatimi alıyor. Hayran hayran bakıyorum. Ve bir daha ne zaman Semadirek’e giderim, onun planlarını yapıyorum kendimce.

Güneşin batmaya yakın limana saldığı kızıllıkla birlikte kampçılar arasında bir mangal telaşı başlıyor. Havanın kararmasıyla birlikte limanı yoğun bir kömür ve et kokusu kaplıyor. Bu kulağa çok hoş gelmiyor ama gelen hemen herkesin kampçılık tecrübesi olduğu gerçeği durumu biraz kurtarıyor. Çünkü ertesi sabah etrafı gözlemlediğinizde her şey yerli yerinde gözüküyordu.

ARA BİLGİ: YUNANLILARIN EŞSİZ RAKISI TSİPOURO

Şişe, bir Ouzo çeşidi Barbayanni ancak içinde Tsipouro var

Sehpamı gün batımına, yanımda getirmiş olduğum erzakları da sehpanın üzerine yerleştirip demlenmeye başlıyorum.  Birkaç konservelik ve peynirin yanına Yunanlıların müthiş rakısı Tsipouro’yu konuk ediyorum. Özellikle Semadirek manzarasıyla özdeşleştirdiğim Tsipouro; Yunanlıların klasik rakı bardağına nazaran daha kısa ve daha geniş ağızlı shot bardağını andıran bardaklarda içtiği, beni Rakı ve Ozuo’dan soğutan sert bir Yunan içkisi. Yapı bakımından üzüm şırası yerine şıralı üzüm posası kullanımıyla Trakya’da oldukça revaçta olan hardaliyeye benzeyen bu özel içki şeker ve anason içermemesi nedeniyle eski toprak diyebileceğimiz ya da akşamcı, keyifçi gibi yaftalar kullanabileceğimiz Yunanlıların sık tercihidir. Su katılmadan genelde buz atılarak içilen Tsipouro, Rakı ya da Ouzo’ya oranla ertesi gün mayhoşluğunu, baş ağrısını ve mide bulantısını göstermemesi nedeniyle de gönülleri fetheder. 

14’üncü yüzyılda Yunanlı Ortodoks keşişlerin Athos Dağı’nda deneyerek ortaya çıkardıkları söylenen Tsipouro’yu ilk etapta İtalyanların Grappa’sına benzetsem de “Bu tip benzerlikler Akdeniz ülkelerinin genelinde karşıma çıkıyor zaten deyip” benzetmek vazgeçtiğim; yanında genelde kuru üzüm, peynir, zeytin, deniz ürünleri, et ya da helva ile servis edilen yeni trend içkim.

Yunanistan’ın ‘Uyuyan Güzeli’ Semadirek…

Güneş, Semadirek semalarında batarken arkamdaki yamaçtan ay doğuyordu yavaşça. Ve gündüz yerini tam anlamıyla geceye bıraktığında tepedeki ay, tüm muhteşemliğiyle limanı aydınlatma görevini üstleniyordu. Deniz tarafına doğru baktığınızda yoğunluğu giderek artan yıldızlar da bu eşsiz manzaraya eşlik ederek anı ölümsüzleştiriyordu adeta. Çakıl taşlarıyla dolu sahile vuran dalga sesleri ise Ağustos böcekleriyle adeta yarışır halde müthiş bir senfoni oluşturuyordu ve limanda bir gece, güzel bir Eylül akşamı lacivertliğinde usulca yerini karanlığa bırakıyordu…

* Gecesinde aldığım bir haber üzerine ertesi sabah gün ağarmadan çadırımı toplayıp yola koyulmak zorunda kaldığım Kömür Limanı macerama elbette ki 1 gün yetmedi ancak yağmurmuş, soğukmuş, yol bozukmuş gibi bahanelerin arkasına sığınmayıp en kısa zamanda kendisiyle görüşmek üzere sözleştik ve gün doğmadan Kömür Limanı ile vedalaştık… Adeta bir ‘Before Sunrise’ sahnesi tadında…

KAMPÇI TAYFAYA KÜÇÜK TAVSİYELER

1) Kömür Limanı’nda elektrik olmadığı için telefon ve şarjla çalışan benzeri cihazlarınızın bataryalarını mutlaka doldurun ve telefonsuz yapamam derseniz yanınıza mutlaka powerbank alın.

2) Gerek deniz gerekse de sahil çakıl taşlarından oluştuğu için deniz ayakkabısı ve mat epey işinizi kolaylaştıracaktır.

3) Muhteşem bir sualtı manzarasıyla karşılaşacağınız için deniz gözlüğü ve paletlerinizi sakın ihmal etmeyin.

4) Özellikle harika günbatımını fotoğraflamak için fotoğraf makinesi, oturup izlemek için de plaj sandalyesi size yeterli olacaktır.

5) Akşamları serin olma ihtimaline karşı en azından üstünüze kalın bir şeyler almanızda fayda var.

İŞE YARAR BİLGİLER

* Kömür Limanı Edirne merkeze yaklaşık 260 kilometre uzaklıkta ve bu mesafe arabanızla ortalama 3,5 saat tutuyor. Limanın Keşan’a mesafesi ise 93 kilometre. Yani 1,5 saat.

* Limana gitmek için Gelibolu – Eceabat yolunun ikinci kilometresinden sağa sapıp Fındıklı Köyü istikametinde ilerliyorsunuz.

* Fındıklı Köyü’nden sonraki 7 kilometrelik yolun bazı kısımları epey zorlu. Dolayısıyla yavaş gitmekte ve dikkatli olmakta fayda var.

* Kampa giriş hafta içleri 20 TL, hafta sonları ve bayram tatillerinde 25 TL. Bu fiyata kamp, otopark, duş, tuvalet, şezlong ve şemsiye dahil.

Gökçeada Günlükleri

Gökçeada… Yüzyıllar öncesinden gelen ve 1970 yılına kadar kullanılan ismiyle İmroz… Gökçeada, Bozcaada’yla birlikte Kuzey Ege’deki iki Türk adasından biri ve aynı zamanda da Türkiye’nin en büyük adası. Bozcaada’nın sekiz katı büyüklüğünde desem, Bozcaada sevdalıları sanırım adanın ne kadar büyük olduğunu az çok tahmin edecektir. Türkiye’nin en batı ucu olduğu için ‘Güneşin en son battığı yer’ olma özelliğini de elinde bulunduran Gökçeada, doğal yaşamın zenginliği ve kendi su ihtiyacını kendi karşılaması nedeniyle yeşilin yemyeşile dönüştüğü bir ada olarak da dikkat çekiyor.

Sırf dünyanın ilk ve tek Cittaslow (Sakin Şehir) adası olma özelliğini elinde bulundurması bile Gökçeada’ya uğramak için iyi bir neden. Adada yaşam öylesine sakin ki… 400 senelik zeytin ağaçları bile bu sakinlik karşısında yaşlanmıyor. 1930’lu yıllarda Beşiktaş forması giydiğini öğrendiğim ve bu yıl 100’üncü yaşına giren Hristo da öyle. Her ne kadar artık sakızlı muhallebisini kendi değil de eşi yapsa da ikram etme işini kimselere bırakmıyor.

Gökçeada rüzgârlı iklimi ve kendine özgü coğrafik yapısı sayesinde sadece Türkiye’nin değil dünyanın önde gelen sörf merkezlerinden biri olmaya aday. Temiz denizine ise diyecek yok. Hem yüzmek hem de dalış yapmak için adeta bir cennet olan Gökçeada’da suyun üstü de altı da size zengin bir görsel şov sunacaktır. Ayrıca çobansız şekilde otlayan ‘Özgür Keçi’lerin adanın florasındaki yabanıl bitki ve kekikle beslenmesinden olsa gerek olsa gerek Gökçeada damağınıza da bir lezzet şovu yaşatacaktır.

1455’te Osmanlı topraklarına katılan Gökçeada, Osmanlı ile Venedik arasında geçen savaşlarla dönem dönem el değiştirse de Kanuni Sultan Süleyman tarafından vakıf ilan edilmesiyle birlikte uzun yıllar Osmanlı hâkimiyetinde kalıyor. 1912 tarihinde patlak veren Birinci Balkan Savaşı sırasında Yunanistan’ın kontrolüne giren Gökçeada, Lozan Barış Antlaşması sonucu 22 Eylül 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılıyor ve 22 Eylül tarihi her yıl adada Gökçeada’nın kurtuluş günü olarak kutlanıyor.

Tüm heybetiyle uyuyan bir kadın siluetini andıran Yunanistan’ın Semadirek (Samothraki) Adası

Troya Savaşı‘nı konu alan İlyada Destanı’nda da adına sıkça rastladığımız Gökçeada bünyesinde ziyaret edilecek birçok noktayı barındırıyor. 4’ü koruma altında olma üzere toplamda 10 köye sahip olan Gökçeada’da görülmesi gereken yerlerden biri Kuzu Limanı’nın hemen solunda yer alan Kaşkaval Burnu. Üst üste dizilmiş peynir kalıplarını andırdığı için halk arasında daha çok ‘Peynir Kayalıkları’ olarak anılan bu ilginç nokta yalnızca denizden tekne ile görebileceğiniz bir kaya oluşumu. Bir de sayısız keçi ve koyuna sahip olan zengin, inatçı, cimri bir yaşlı kadınla ilgili efsanesi var. Efsaneye göre yaşlı kadın, cennete gidebilmek amacıyla birçok yuvarlar kalıp peynir yapmış ve bunları üst üste sıralamış. Ama kimseyle paylaşmamış. Tanrı, ona kızmış ve bir Mart ayında kadının üzerine yağmur, kar ve şiddetli rüzgârlar göndererek yaşlı kadını cezalandırmış. Kadın ve peynirler donarak taşa dönüşmüş. Bu efsane sonrası ada halkı bu kayalara Peynir Kayalıkları demeye başlamış.

Adaya, Kabatepe Limanı’ndan 2 saatlik bir deniz yolculuğu sonrası varıyorsunuz. Adada ilk vardığınız nokta, Kuzulimanı oluyor. Bu bölgede yerleşim yok. İlk yerleşim yeri, limanın 6 kilometre içinde yer alan Gökçeada’nın merkezi. Burası, bankaların, devlet dairelerinin bulunduğu bir nokta. Yeni yerleşim bölgesi olduğu için tarihi yer çok yok. Cami ve kiliseler ziyaret edilebilir. Bir de hediyelik eşya dükkânları. Onun dışında tipik Türk müteahhitlerinin zevksiz yapıları var bolca.

Adada görmeniz gereken noktalardan biri de kaya mezarı. Her ne kadar hakkında hiçbir bilgi olmasa da, adanın çorak ve zorlu bir noktasında bulunsa da arkeolojiye merak duyanların mutlaka görmesi gereken bir yapı. Etrafında hiçbir yerleşimin olmamasına rağmen bu noktada bulunması, kaya mezarına ilginç bir gizem katıyor. Adeta uzaydan fırlatılmış gibi görüntüsü de cabası. Aydıncık Plajı‘na giderken 4 kilometre sonra sağda etrafı taş duvarlarla çevrili bir alan gördüğünüzde o tarafa doğru yürürseniz, bu büyük kaya parçasını fark edebilirsiniz. Zira etrafında herhangi bir levha bulunmadığı için bulmak biraz zor olabiliyor.

ZEYTİN AĞAÇLARI ARASINDA ŞİRİN Mİ ŞİRİN BİR RUM KÖYÜ; ZEYTİNLİKÖY

Merkeze en yakın köy, 3 kilometre uzaklıktaki Zeytinliköy. Rumca adıyla Ayatodori. Köy, bir tepenin yamacında, zeytin ağaçları arasında kurulmuş, çokça Rum’un yaşadığı şirin bir köy. Türkiye’nin dört bir tarafına nam salmış adaya özgü Dibek kahvesini bu köyde içebilirsiniz. Ayrıca şu an 100 yaşında olması gereken (2017) Barba Hristo’nun sakızlı muhallebisini kesinlikle tadın. Hristo, sakızlı muhallebiyi artık kendi elleriyle yapamasa da servisi mutlaka kendi yapıyor. Zamanında Beşiktaş’ta oynamış, 1930’lu yıllarda… Ve bana Baba Hakkı‘yı, Süleyman Seba‘yı anlattı uzun uzun. Ankara’ya deplasmana gittikleri bir gün kadro dışı bırakılmasını, İstanbul’a tam bir haftada hem de kendi parasıyla döndüğü zamanları özlem dolu gözlerle anıyor hala. Biraz aksi biri ancak huyuna giderseniz size çok güzel anılar anlatacağına eminim.

    

Köy, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un doğduğu köy olarak da dikkat çekiyor. Dünyadaki 300 milyon Ortodoks Hıristiyanlarının ruhani lideri olan 1. Bartholomeos 1940 yılında bu köyde doğmuş. Bartholomeos’un doğduğu ev, Barba Hristo’nun evinin hemen karşısında. Sokaklar bir araba geçemeyecek kadar dar olduğu için Hristo’nun eviyle Bartholomeos’un evi birbirine yapışık gibi adeta. Bir de köy meydanında Nostos diye bir mekân var. Rumlar tarafından işletiliyor. Bu sevecen ailenin kahvesinden yudumlayabilirsiniz. Bu arada Nostos, Rumca ‘Vatana dönüş’ anlamına geliyor. Ayrıca ‘Cicirya’ denen Rum mutfağına özgü pizzaya benzer hamur işini burada tatmak mümkün.

 

TERK EDİLMİŞLİĞİN GÖLGESİ; DEREKÖY

Zeytinliköy’ün az ilerisinde, 1960’lı yıllara kadar 2 bine yakın nüfusuyla Türkiye’nin en büyük köyü unvanını elinde bulunduran Dereköy bulunuyor. Dereköy’ün Rumca adı ise İskinit. Terk edilmişliği ve boş evleri ile dikkat çeken köyde dolaşırken farklı bir his denizine düşeceğiniz kesin. Şu an yaşamakta olan 50 hanenin yarısını Rumlar yarısını da doğudan göç eden Türkler oluşturuyor. Köyde, ibadete açık olan Hagia Marina Kilisesi ve Koimesis Tis Theotokos Kilisesi. 1800’lü yılların başında inşa edilmiş ve her Pazar, merkezden gelen papaz tarafından gerçekleştirilen ayinlere ev sahipliği yapıyor. Adanın en büyük çamaşırhanesi de bu köyde yer alıyor. Zamanında 2 sinemanın yanı sıra 3 zeytinyağı imalathanesinin de bulunduğu Dereköy, terk edilmiş görüntüsüyle en çok etkileneceğiniz noktalardan biri.

BENİM FAVORİ KÖYÜM TEPEKÖY

Sıra geldi benim en çok sevdiğim köy olan Tepeköy’e. Rumca adıyla Agridia… Agridia Yunanca küçük tarlalar anlamına geliyor. Adanın en yüksek tepesine kurulu bu köyde de çok sayıda Rum yaşıyor. 60’lı yıllarda binden fazla nüfusun yaşadığı Tepeköy’de bugün 50 kişi yaşasa da, İstanbul’dan doğduğu köy dönen Barba Yorgo‘nun girişimleriyle köyde tekrar bir canlanma başladı. Yorgo, köy meydanında adanın tek Rum tavernasını işletiyor. Aynı zamanda eski köy evlerini pansiyon ve apart olarak kiralıyor. Ürettiği ev şarapları Gökçeada’nın ismiyle anılır olmuş. Onun enerjisinden etkilenen 3-4 köylü de ev şarabı ve bal üretimine başlamış Tepeköy’de. Tepeköy her sene 15 Ağustos’da gerçekleşen ünlü Meryem Ana Panayırı‘na ev sahipliği yapıyor. Son iki senedir 10 günlük süreye yayılan kutlamalarda Tepeköy dolup taşıyor. Meydanda kurulan koca kazanlarda yemekler pişiriliyor, dans ediliyor, şaraplar içiliyor.

Adadaki tek Rum tavernası Tepeköy’de yer alıyor

Köyde, 1832 tarihli Evangelismos Teotoku Kilisesi ve eski Rum Mezarlığı gezilecek yerler arasında. Bir de Çınaraltı diye anılan bir piknik alanı bulunuyor köyde. 630 senelik anıt niteliğindeki çınar ağacı ve memba suyu akan antik çeşmesi etrafında manzaraya karşı piknik yapabileceğiniz bir alan. Bu alandan ayrıca Yunanistan’ın ‘Uyuyan güzel’ olarak adlandırılan Semadirek (Samothraki) Adası’nın enfes manzarasını izleyebilirsiniz. Zamanında köyde 2 zeytinyağı ve 2 sabun imalathanesi, 9 dokuma atölyesi, 3 kaşar peyniri imalathanesi, 4 marangoz atölyesi bulunuyormuş. Köyün sokakları gerçekten de beni en çok etkileyen yerler oldu.

Adada koruma altındaki 4 köyden sonuncusu da Kastro adıyla da bilinen Kaleköy. Aşağı Kaleköy ve Yukarı Kaleköy olmak üzere iki ayrı bölümden oluşan Kastro, adanın en eski yerleşim köylerinden biri. Aşağı Kaleköy, kordonun sağ tarafına dizili bar ve restoranlarıyla adanın en hareketli noktası. Yukarı Kaleköy’de ise Ada’nın en eski tarihi mekânlarından birisi olan İskiter Kalesi yer alıyor. Cenevizliler tarafından inşa edilen kalenin surları halen ayakta. Bu surların üzerinden güneşi, Yunanistan’ın Semadirek Adası üzerinden batırmak, inanın adadaki keyif verici 10 hareketten biri. Kalenin bulunduğu mevkiden Aşağı Kaleköy, Yenibademli, Eskibademli ve Zeytinli köyleri net olarak görülebilir.

İlçe merkezine uzaklığı 25 kilometre uzaklıkta olan Uğurlu Köyü, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı gibi eğitim ve dinlenme tesislerine sahip. Adanın en doğal ve uçsuz bucaksız kumsallarından birisi olan Gizli Liman‘a da bu köy üzerinden gidiliyor. Tamamen bakir olan sahilde hiçbir yapı bulunmuyor.

Türkiye’de güneşin en son battığı İnce Burun

Ege’de gidip de tatil yapacağımız topu topu iki adamız var. Marmara’daki adaları da dahil ettiğimizde Türkiye’nin en büyük adası. Yavru vatanı saymıyoruz tabi. Gidin görün. 100 yaşındaki Hristo ölmeden elinden bir sakızlı muhallebisini yiyin. Güneşin en son battığı noktayı görün. Semadirek semalarında güneşi batırın. Tarihi Rum evlerini ve doğduğu toprakları terk etmeyen Rumları görün, onlarla sohbet edin. Adaya Karadeniz’den ve doğudan yerleştirilen insanların Rumlarla olan kaynaşmasını görün. Barba Yorgo’nun reçinasından tadın. Tazecik deniz mahsullerinden yiyin. Gidin görün bence. Üstelik ada, dünyanın ilk ‘Cittaslow’ adası olma özelliğini elinde bulunduruyor.